ORTADOĞU’YA DIŞ MÜDAHALELER

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’ya yönelik ilk şekillendirme çalışmaları Sykes-Picot, Balfour Deklarasyonu ve McMahon Antlaşmaları ile başlayan süreçti. Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yapılan bu müdahale ardından güçlü tek bir Arap devleti olmaması için gösterilen ikinci çaba neticesinde hep kullandığımız tabiriyle adeta harita üzerinde elle çizilmiş ve suni olarak yaratılmış sınırlarla var olan bir Ortadoğu gördük.

Birinci Dünya Savaşı sonlarında suni olarak şekillendirilmiş, oradaki toplumların kendi mücadeleleriyle ülkelerini oluşturmalarının önüne geçilmiş ve belki bu yüzden de bir türlü gelişimini ve demokratik düzeni sağlayamamış bir Ortadoğu ile karşılaştık. Fazla sürmeden önce İsrail’in kurulmasıyla başlayan süreç, Cemal Abdül Nasır’ın Süveyş kanalını millileştirme projesine verilen küresel reaksiyon, ardından ülkesi İran’daki doğal kaynakları millileştirme çabasında olan Muhammed Musaddık’a karşı yapılan Ajax Operasyon’u Ortadoğu’yu mütemadiyen müdahalelere açık bir noktaya getirdi.

Bilhassa Soğuk Savaş döneminde ABD’nin Eisenhower Doktrini ile farklılaşan Ortadoğu politikaları, kısa zaman sonra yaşanan İran’daki devrim ve ardından ne kadar resmi olarak ifade edilmese de Saddam Hüseyin’in desteklenmesi ile başlayan ve sekiz sene süren, iki ülkeye de hiçbir şey kazandırmayan İran-Irak savaşı... 1990’larda Saddam’a önce yeşil ışık yakılıp daha sonra dur denilen, Irak’ı daha demokratik ve yaşanabilir bir noktaya getirme teziyle demokrasiyi var etme maksadıyla ortaya çıkarılan ama açık konuşmak gerekirse daha büyük bir kaostan fazlasını yaratmayan Birinci Irak Müdahalesi... Akabinde 2000’lerde gördüğümüz 11 Eylül saldırılarının ardından Ortadoğu’nun karşılaştığı demokrasi, insan hakları ve adil yaşam söylemleriyle yapılan İkinci Irak Müdahalesi...

Bütün bu bahsettiğimiz hadiseler, dış etkenler tarafından devamlı suretle önüne demokrasi ve insan hakları sözleri konularak yapılan müdahaleler oldu. Bu arada ne Saddam Hüseyin, ne de Hafız Esad birer demokrasi savunucusu ya da öncüsü değildi elbet. Ancak onlara karşı yapılan bu müdahalelerin tam anlamıyla ülkelerindeki halkları kapsamaması ve halkların kendi çıkarlarından ziyade bölgede aktif olmak isteyen diğer güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi ve bu çıkarlara ulaşıldıktan sonra demokrasi söylemlerinin dışında kalınarak hadiselerin kapatılıp bambaşka bir boyuta gelmesi bugün karşılaştığımız Ortadoğu’yu hazırlayan etkenler oldu.

Bu etkenler Ortadoğu’yu önce El Kaide ardından DAEŞ terör örgütleriyle baş başa bıraktı. İkinci Irak Müdahalesi’nin üzerinden neredeyse on yedi yıl, Sykes-Picot’nun üzerinden yüz yıl, Eisenhower Doktrin’in üzerinde ise neredeyse altmış sene geçmiş. Peki, dışarıdan yapılan müdahaleler sonucunda Ortadoğu’ya ciddi anlamda demokrasi gelmiş mi? Hayır. İnsan hakları noktasında bu müdahaleler bölgeyi daha iyi bir noktaya mı getirmiş? Yine hayır.

Çünkü bu müdahaleler neticesinde unutulan en önemli şey o bölgede yaşayan farklı etnik, mezhep ve dinlerden birçok halkın gerçek ihtiyaçlarından ve gereksinimlerinden çok uzak çözümler üretilmesi, onların birbiriyle kaynaşıp demokrasi algısını oturtarak refah düzeyine giden bir hayat kurmalarını sağlamaktansa; kısa dönemli bazı çıkarlara odaklanılmış olması Ortadoğu’yu bu hale getirdi.

Bugün yine Musul’u konuşuyoruz, bugün yine Kerkük’ü konuşuyoruz, bugün yine Suriye’yi konuşuyoruz. Bir müddet önce Libya’yı, ondan önce Fas’ı ve Tunus’u konuştuk. Ama asıl mevzu, yapılan bütün bu müdahalelerin gerçek anlamda bölgeye kalıcı bir hizmeti olup olmadığı hadisesidir.

Kanaatimce hiçbir şekilde böyle bir verim alınamamıştır. Daha evvel de ifade ettiğim gibi yapılan müdahaleler bölgenin çıkarları, ülkelerin çıkarları doğrultusunda değil, müdahaleyi eden güçlerin kısa ve orta vadeli çıkarları için olduğundan bölge hiçbir zaman müspet yolda evrilememiş ve yaşanması gereken değişim yaşanamamıştır. Ama daha da kötüsü yapılan bu operasyonlar kısa ve orta vadede dünyanın birçok büyük gücüne fayda sağlamış gibi görünse de, yaşanan sorunlar katlanarak artmış ve temeli demokrasi sözleriyle süslenerek atılan bu hadiselerin arkasında kalmıştır.

Ortadoğu’ya yapılan müdahaleler ancak ve ancak kısa vadeli birincil sorunları çözer ya da çözüyormuş gibi görünür. Ortadoğu ülkelerinin siyasi, iktisadi, sosyal ve hukuksal gelişimini müdahaleler ile değil, oradaki halklara gerçekten inisiyatif ve doğru yönetişim desteği vererek sağlanabilir.

Bugün yapılan müdahaleler de eğer dediğim temellere oturmazsa bundan on beş sene sonra dünya politikası aynı güçler tarafından ve aynı söylemler fakat farklı liderlerin ağzından yeniden dillendirilir, ama aynı senaryolar, aynı acılar bir kez daha aynı şekilde yaşanır.

 

© Copyright 2016 Burak Küntay