SENE 2016, KAFA 1960                                                                                                                                                                                              19.07.2016

 

Yıllar yılı darbeleri, başta darbelerle bizzat muhatap olmuş ailemden ve büyüklerimizden dinledim. Rahmetli dedem İsmail Küntay, 1960 darbesi sırasında Emniyet Müdürü olarak görev yapmaktaydı. Darbenin ilk tutuklananlarından olup Yassı Ada’ya götürüldü. Yassı Ada’da herkes gibi zulme uğradı.

 

Babam, Barlas Küntay 1980 darbesi gerçekleştiğinde Adalet Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı, bakanı ve senatörü idi. Hem annemden hem babamdan Ankara’daki evimize gelen kamuflajlı askerlerin darbeyi bildirdiği anı, babam Demirel ile telefonda konuşurken birden hatların kesilmesini hep dinledim.

 

Bir de tabii ki babamın gazeteci ve milletvekili olarak şahit oldugu iki tane Talat Aydemir darbe denemesi vardı. Hatta babamın birinci darbe girişimi sonrası Talat Aydemir ile Son Havadis gazetesinde yaptığı röportaj hala gazete küpürü olarak evimizde durur.

 

Ben yaş itibari ile o günleri ne gördüm ne de yaşadım. Kitaplardan okudum, aileden dinledim. Bizim yaş grubumuz 28 Şubat gibi, e-muhtıralar gibi süreçleri gördü. Bunlara post-modern darbe dendi ya da başka isimler koyuldu. Bizim yaş grubumuz askerin yolları tutup, TRT’yi alıp, darbe bildirisi okutup “Ordu yönetime el koydu” dediği, Hasan Mutlucan’ın marşlar okuduğu, NATO’ya ve CENTO’ya bağlılıkların bildirildiği bir dönemi hiç yaşamadı. Ne yalan söyleyeyim, hiçbir zaman da bunun olacağına inanmadım. Olmazdı çünkü.

 

Sene 2016, Türkiye artık dünyanın en büyük ekonomilerinden biri konumuna gelmiş. Dünyaya entegre olmuş, Batı dünyasının ise önemli bir parçasını teşkil etmekte. Demokrasi kültürünü toplumun her kademesinde benimseme yolunda emin adımlar atmış bir ülke. Bu sebepler dolayısıyla böyle bir şey olması mümkün değildi. Çünkü bu devirde kimse böyle saçma sapan bir şeye bırakın kalkışmayı, mantık ve akıl yoluyla bir mana bulamayacağı için denemezdi bile. Saçmalığın en büyüğüydü, 2016 Türkiye’sinde darbe falan olmazdı. Konuşulması bile mümkün değildi. Çünkü yıl 2016. Büyük, gelişmiş, oturmuş bir Türkiye’ydi artık burası. Hiçbir yetki ve vazife sahibi aklı selim biri bunu düşünemezdi. Mümkün mü bu devirde böyle bir şey? Yıl 2016…

 

Televizyon programından çıkmış, asistanlarımı okula bırakmış, arabamla evime gidiyordum. Annem aradı ve “Dedikodu dolanıyor, IŞİD köprüye bomba koymuş, asker de köprüyü kapatmış” dedi. Annedir, evhamlanır evladı için. Ben tam bu telefon konuşması sırasında neredeydim? Tam köprü sapağına girmiştim. Yol tıkandı. Bu arada aklına insanın her şey geliyor; IŞİD böyle bir şey yapsa neden tek taraf kapansın? Hadi kapandı, polis varken neden asker kapatsın? Derken radyolarda artık bir darbe girişimi olduğu anons edilmeye başlandı. Olmaz ki; sene 2016…

 

Başbakan açıkladı. Bakanlar açıkladı. Olamaz, mümkün değil. Etiler sapağından zar zor çıktım. Millet ATM’lerin önünde uzun kuyruklar oluşturmuş, su ve erzak depolama derdiyle marketlere doluşmuş. O darbe dönemleri gibi dinlediğimiz olaylar mı oluyordu şu an? Akıl almaz bir süreç…

 

Eve ulaşamadım, karşıya geçemedim. Aklıma devamlı çocuklarım, eşim ve annem geliyor. Elinden birşey gelmiyor, ulaşamıyorsun. Acaba iyi durumdalar mı? Okula gitmek istedim, asistanlarımdan orada olanlar var, ama Beşiktaş da kapalı. Jetler uçuyor. Silah sesleri var. Ankara’dan haberler geliyor. Meclis bombalanıyor. Beştepe’ye saldırılıyor. Ezanlar okunuyor, selalar veriliyor. Ezan sesi, jet sesleri birbirine karışmış durumda.

 

Sene 2016. Okullarda kodlama dersleri başladı. Mekatronik, robotic, girişimcilik, inovasyon… Türk Ünivrsite öğrencileri daha okullarından mezun olmadan dünyanın önde gelen şirketlerinden iş teklifleri alıyor, geliştirdikleri teknolojik projeleri dünyaya tanıtıyorlar. Genç Türk girişimcileri dünyanın dört bir yanında yatırımlar yaparak muvaffak oluyorlar. Yeni nesil dünyaya Türk imzasını atmaya başlıyor. 2020’lerin dünyaya entegre gençliği yetişiyor. Rekabetçi, güçlü, donanımlı, bilgili… Muazzam bir kuşak geliyor, bizimkini ona katlar, ama o da ne?  Darbe girişimi…

 

Sene 2016. Bizim gibi kendinden emin büyümüş bir kuşağa ve bizi şimdiden sollamış, geçmiş bizden sonraki kuşağa yaşatılan travmaya bak! Niye? Ülkenin menfaatleri için. Bu menfaat algısını belirleyen kimse artık…

 

Türkiye açısından çok mühim bir geceydi. Buna kalkışanlar hangi kafayla, hangi düşünceyle ve ne maksatla yaptı bilmem; zaten anlamak mümkün değil, ama nelere mal oldu. TRT’deki anonsta darbe metni okunurken oradaki sözler için yapıldıysa bu iş, “memleket menfaatleri ve ülkenin bölünmez bütünlüğünü korumak, hukukun üstünlüğünü sağlamak, huzuru yeniden tesis etmek” için neler yapıldı, bakalım:

 

1- Halkı, askeriyle, hem de köyünden gelmiş, bazısı şehrine daha gitmeden askere gelmiş fidanlarla karşı karşıya getirdiler. Kandırılan ve bu sürece vatan adı kullanılarak alet edilen gencecik Mehmetçik’le. Halka kurşun sık emri verdirilen o çocukların kanına girdiler. Vatandaşın kanına girdiler. Kaç şehit verdik bir gecede? Bunun PKK’nın, IŞİD’in yaptığından farkı ne?

 

2- PKK ile, IŞİD ile savaşan Türkiye’yi böyle bir duruma düşürmek, bunu da memleket menfati adıyla yapmak reva mıdır? Türkiye’yi zayıf düşürdüler.

 

3- Bölge ve Türkiye, ekonomik olarak zaten gergin günler geçiriyordu. Yatırımcıların güvenini sarstılar, milletin iktisadi istikbaline ket vurdular.

 

4- 36 yıl sonra bu memlekete tekrar büyük bir darbe travması yaşattılar.

 

5- Kurtuluş Harbi’miz esnasında işgal güçlerinin hedefi Ankara’ya yürüyüp Meclis’i ele geçirmekti. Harp sırasında Meclis’te güvenlik için Kayseri’ye taşınma görüşmeleri yapılıyordu. O sırada az konuşan Diyap Ağa kürsüye geldi ve “Biz buraya kaçmaya mı, yoksa dövüşerek ölmeye mi geldik?” dedi. Meclis, böylece yerinde kaldı ve yara almadan Harbi kazandık. Bu kafa,  işgal altındaki topraklarda bile düşmana direnmiş, millet iradesinin tecelli ettiği en büyük unsur olan Gazi Meclis’ine, düşmanın yapamadığını yüz sene sonra yapıp, bombaladı. Ne denir ki? Nasıl denir ki? Allah ıslah etsin.

 

Tabii ki en büyük takdir hesabı bozan milletindir. Bu işe kalkışanlar bir şeyi gördü. Halk ne derse o. Eğer halk sokağa çıkmasaydı ne mi olurdu? Bilemiyorum, ama düşünmek de istemiyorum. Ancak ülkenin yüz sene daha geriye gideceği kesindir. Millet, kendi canıyla ülkesine sahip çıktı. O kadar. Oyunu bozdu. Diyecek başka hiç bişey yok.

 

Türkiye, birlik gösterdi. Büyük bir duruş ortaya koydu. Hem de sokaktakiler de, Meclis’tekiler de, medya da sadece hükümeti destekleyenler değildi; herkes yek vücut olmayı başardı. Farklı fikirler, duruşlar, görüşler birlik oldu. Millet, “Saçmalama!” dedi o kafa yapısındakilere. “Bu işler öyle kolay değil” dedi. Helal olsun.

 

Çünkü eğer halk bu işe dur demeseydi bugün, Allah korusun, dünyada yüz sene geriye gitmiş bir Türkiye’ydik. Yazımın başında da dediğim gibi, bu hayale kapılanlar hala nasıl var, anlamıyorum. Ama eğer hala varsa, bir düşünün, bu ülkeyi yıllardır geriye götüren en büyük hadise darbeler olmuştur.

 

Anlayın, etrafınıza bakın, eski günlerde darbeye alkış tutan şakşakçılar olurdu. Bugün bunu gördünüz mü? İktidarı beğenmeyen, gitmesini isteyenler bile “Böyle olmaz” dedi. Çünkü anlıyor çözümün, halk iradesi haricinde teşekkül ettiğinde nelere mal olabileceğini.

 

“Bu girişim keşke başarıya ulaşsaydı” diyeni gördünüz mü etrafta? Ben görmedim. Artık eski günleri yaşamıyoruz. Yeni bir dünya var. TRT’yi basmakla olmuyor. Bir de okutulan bildirilerde ülkenin bölünmez bütünlüğü, ülkenin menfati denmiyor mu? Neden bu ülkenin menfaatlerine mimarlar, mühendisler odası değil, taksiciler, esnaf, sporcu, sanatçı değil de sen karar veriyorsun? Çünkü tabancan var. Hem de onu ben aldım. Benim vergilerimle aldım. İyi kafa yapısı; benim malımı bana doğrult…

 

Hala hazmedemediğim, bu kadar yazdığım, çizdiğim ve muhtemelen eksik kalan şeyler içinde hala en büyüğüdür bu yaşananlar. İçinde bulunduğumuz dönemde nedir bu? Ne vatan sevgisi, ne millet menfaatidir. Bunun adı hırs. İhtiras. “Sadece ben olayım” derdidir bu. Bunu yapan kimse, memleketin istikbaline kurşun sıkıyor. Bugün birçok kişinin ağzından düşmeyen tabirle, “Bu neyin kafasıdır?”.

 

Yarın, bir haftadır göremediğim çocuklarımla birlikte olacağım. Biri 7, biri 10 yaşında. Ben bile görmemişim, darbe ne demek? Niye? Çünkü benim yaşadığım Türkiye, 1980 öncesinden farklı, daha olgun, daha demokratik bir Türkiye’ydi. Şimdi çocuklarıma neyi, nasıl anlatayım? Ne diyeyim? Sene 2016, millet uzaya tesis derdindeyken biz, sil baştan darbe lafını bu devirde de lugatımıza aldık yine. İyi iş, tebrikler (!). Bayağı faydanız oldu ülkenin menfaatlerine ve geleceğine…

 

İster bu emirler yurtdışında yerleşen terör odaklarından gelsin, ister eski günlerdeki üstleri gibi seçilmeden silah zoruyla makam mevki hırsına bürünen kliklerden, ister ülke içindeki ihtiras odaklarından gelsin, ister yurdışından destekli odaklardan. Nereden gelirse gelsin. Sende hiç mi o emri alırken de, verirken de, ülkeyi bu duruma sokarken de karar alma kabiliyeti yok? Hiç mi yok? Beklediğim büyük bir potansiyel degil, küçük çaplı bir IQ bile kafi memlekete verebilecegin zararları görmeye. Böyle bir hayalin sadece memlekete cehennemi yasatacağını hiç mi düşünemiyorsun şer odaklarından münferit? Yazık oluyor, yazık.

 

Darbelerle ne çözüldü ki bundan sonra da çözülsün? Nerede, hangi memlekette çözüldü ki burada çözülsün? Yıl 2016, yer Türkiye. Artık ona göre davranın. Ona göre hareket edin. Kişisel hayal ve ihtiraslar uğruna bu kuşakları da kaybetmeyin.

 

Sene 2016. Yazdırdınız ya bu yazıyı, ne diyelim…

 

 

© Copyright 2016 Burak Küntay