NATO Zirvesinin Ardından

 

4-5 Eylül tarihleri arasında Galler’de yapılan NATO zirvesi zamanlama ve değişen koşullar açısından en önemli zirvelerden biri oldu diyebiliriz. Belki alınan karar değil ama zirvenin anlamı ve dünyada yaşanan son gelişmelere bakıldığında, endeksli olduğu olaylar açısından bu dönem çok önemliydi. NATO, en yalın ve kısa tabiriyle; Varşova Paktı karşısında kurulmuş bir askeri güvenlik örgütüdür. Doğal olarak Soğuk Savaş parametreleriyle kurulmuş bir örgüt için Varşova Paktı’nın ortadan kalkması, Soğuk Savaş ve karşısındaki Sovyet tehdidinin bitmesi ile beraber NATO şimdi ne yapacak ve geleceği ne olacak sorusu uzun yıllardır soruluyor.

 

Kosova ve Avrupa’daki bazı inisiyatifleri ve son dönemdeki Libya müdahalesini bir kenara koyarsak yaklaşık 20 yıldır, NATO askeri anlamdaki etkisinden uzaklaşmaya başlamış ve bütçesini azaltma yoluna gitmiştir. Peki bu zirve ya da bu dönem NATO’nun sosyal bir kulüp havasından çıkıp tekrar dünyada güvenliği tesis edecek en önemli askeri kuruluş zırhına bürünmesine vesile olabilecek mi?

 

Rusya’nın Ukrayna ile olan gerginliği, Kırım hadisesi, akıllara Varşova Paktı veya eski Sovyetler olmasa da NATO’nun bundan sonraki önemli rakibi Rusya mı, sorusunu akıllara getiriyor. Rusya’nın uluslararası hukuk kurallarının dışında yaptığı bu müdahale NATO’yu ve üye ülkeleri alarma geçirdi. Bir yandan da eskiden karşısında devletleri muhatap bulan NATO’nun Ortadoğu’daki son kamplaşmalar ve devletlerin aşiret veya örgütlere bölünmeye başlaması ile güvenlik tehdidi konusuna ve NATO’nun güvenlik algısına başka bir boyut kazandırdı. NATO’nun içerisindeki yeni gruplaşmalarla ve bazı ülkelerin inisiyatif almaya başlamasıyla bugün dünyada var olan yeni parametrelere göre bir konsept oluşturması ciddi anlamda gündemdedir. Toplantıda söylenen sözlerin NATO bütçesinde üye devletler tarafından tekrar artırılmaya gidilmesinin veya belli noktalarda inisiyatif almak için kararlı bir duruş sergilenmesinin kafi olacağı kanaatinde değilim.

 

Rusya’nın devletler hukukuna rağmen yapmış olduğu müdahale eleştirilirken yine önemli bir uluslararası örgüt olan Birlemiş Milletler’in kararını beklemek ve dinlemeksizin, ABD’nin Irak’a yaptığı müdahalenin de Rusya’nın yaptığından çok farklı olmadığını düşünüyorum. Bir ülkenin canını yakan terör örgütlerine göz yumulur veya sessiz kalınırken, başka bir ülkenin kendi güvenliğini tehdit ettiğine inandığı terör örgütüne çok sert önlemler uygulanması ve uluslararası normların üzerinde devletlere müdahale edilmesi ciddi ayrışmalara sebebiyet veriyor. Dolayısıyla bölgede ve dünyada değişen güvenlik tehditleri ve algılarına karşı NATO’nun yenilenmesinin ve strateji değiştirmesinin başlı başına verim elde edilebilecek bir hareket olduğunu düşünmüyorum. Rusya’dan beklenen uluslararası hukuka uyma noktasında NATO üyesi ülkelerin de aynı hassasiyetle davranması gerekmektedir. Senin terör örgütün benim terör örgütümden daha zararsız zihniyetiyle NATO üyesi ülkeler arasında hangi ülkenin askeri, ekonomik ve siyasi gücü daha fazlaysa onun teröristinin yok edilmesi daha önceliklidir bakış açısıyla NATO’da bir yenilenme beklemek doğru değildir.

 

Dolayısıyla NATO üyesi ülkelerin ve genel olarak NATO’nun tehditlerine göre sistem değişikliğinden ziyade prensiplerinde benzer tehditlere karşı hakkaniyetli duruşlarında yeniden bir ortak tavır içerisinde olmaları gerekmektedir. Aksi takdirde NATO’ya karşı olan güven ve bu güvenin yarattığı uluslararası destek zedelenir ve NATO nasıl bir yapılanma ve karar sürecine girerse girsin verim elde edemez.

 

© Copyright 2016 Burak Küntay