TÜRKİYE – RUSYA İLİŞKİLERİNDE YENİ DÖNEM                                                                                                                                  07.07.2016

 

24 Kasım 2015 tarihinde Rus uçağının düşürülmesiyle başlayan süreç, Türk – Rus ilişkilerinde ciddi gerginlikler yarattı. Bu gerginlikler bazı kimseler tarafından bilhassa yaz döneminde Türkiye’nin güney sahillerinin Rus turistlerden mahrum kalmasına indirgense de; aslında ilişkilerin bozulmasının ve gerginleşmesinin iki ülkeye de çok daha derin etkileri oldu. Şu ana kadar yaşanan tüm olayları; gerginliğin başlayışını ve gelişmesini, daha da önemlisi iki ülkenin bu noktada takındığı tavırları incelemeye kalkarsak asıl noktayı yani sürecin ilerleyişini gözden kaçırabiliriz. Bu vesileyle asıl önemli olan noktaya dikkatimizi çevirirsek; bugünü ve ikili ilişkilerin düzelmesi yolunda izlenecek önümüzdeki günlere dair gelişmeleri göz önüne almak zorundayız.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubuyla başlayan bu süreç, Rusya Devlet Başkanı Putin’in mektubu kabul etmesinin ardından dillendirilen olumlu açıklamalarla ümit verici bir noktaya geldi. Bilhassa iki ülke liderinin yapmış olduğu telefon konuşması ilişkilerin daha da müspet bir noktaya ilerlemesi için önemli bir yol açtı. İki ülke Dışişleri Bakanlarının yaptıkları görüşmeler, Rusya’nın Türk işadamları ile ilgili zorluk yaratan problemleri kaldırması ve Rus turistlerin Türkiye’ye gelmeleri noktasındaki kısıtlamaların ortadan kalkmasıyla beraber yeni bir dönem başladı. Buraya kadar gelişmeler beklenenden iyi ve hızlı oldu.

 

Rusya’nın talepleri, uzun zamandır dillendirildiği gibi; Türkiye’nin özrü ve tazminat ödenmesi idi. Farklı lisanlarda farklı yorumlansa da özür işi tamam gibi. Başbakan Yıldırım’ın tazminata yönelik sözleri ise ön şartlardan ikinci kısmın olmayacağına dair. Ancak iki taraf karşılıklı olarak ilişkileri normalleştirme yönünde iyi niyet gösterdikleri takdirde bu şartların karşılanması ya da karşılıklı tavizler verilmesi olasıdır.

 

Bu noktada esas mesele, normalleşme sürecine dair Rusya’nın resmi taleplerinden ziyade  gayri resmi gelişmelerde Rusya ile Türkiye’nin nasıl bir yol haritası izleyeceği hadisesidir.

 

İlişkilerin normalleşmesini sadece resmi taleplerle değerlendirmek yanlış olur. Ya da bugünkü bahar havasının çokta sağlam temellere oturduğunu düşünmek de aynı şekilde. Resmi taleplerde gündeme gelmeyen; ancak başta Suriye meselesi olmak üzere birçok noktada iki ülke arasında hala tutum farklılıkları yaratan meseleler var. Örneğin, Rus Federasyon Konseyi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev ve Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi Senatör İgor Morozov’un açıklamalarına baktığımızda ilişkilerin sadece bu üç maddeden ibaret olmadığını, normalleşme sürecinin ciddi anlamda Türkiye’nin Irak ve Suriye politikalarıyla da alakalı olduğunu görüyoruz. Diğer bir değişle, asıl mesele sadece uçak meselesi değil ya da bundan ibaret değil. İki ülke Suriye’de, Irak’ta, İran’da, İsrail’de, Kırım’da, Ermenistan’da ve Azerbaycan’da birçok farklı görüşe sahipler. Bunlar ne denli değişmez görüşlerdir ya da bunların hayat memat meselesi olup olmadığını zaman gösterecek. Ancak şu bir gerçek ki mesele göründüğü kadar basit değil. İstanbul’daki terör saldırısının anlaşmayla aynı günlere denk gelmesi, şüphelilerin üstünden Rus pasaportu çıkması gibi birçok mesele sadece ikili ilişkilerin düzelmesi ve güçlenmesinin iki tarafı olmadığını ve diğer üçüncü etkenlerin de bazen bu yakınlaşmanın önüne engel olma teşebbüslerinde bulunacağı her zaman ortada olacaktır.

 

 

Net bir şekilde şunları söylemek lazım. Türkiye’nin mektubu olumludur; çünkü devlet ilişkilerinde ve diplomaside şartlar ve konjonktür değişir. Değişen koşullarda ülkenizin çıkar ve menfaatleri doğrultusunda bu değişime ayak uydurmak zorundasınızdır. İkili ilişkilerin Türkiye açısından gördüğü zarar; daha önce de ifade ettiğim gibi sadece turizm ekseninde değerlendirilemez, bu bakış açısı olayın sadece ekonomiye doğrudan dokunmuş ve etkileri kolayca görünen bir yüzüdür. Asıl nokta, Rusya gibi önemli bir gücün bu aşamada, terörle mücadele eden bir Türkiye’nin yanında olmayacaksa bile karşısında konumlanmaması gerekliliğidir. Öte yandan madalyonun öbür yüzünü çevirdiğimiz zaman, Rusya için de durum çok farklı değildir.

 

Ortadoğu’da varlığını yeniden ispat etmek isteyen ve Suriye konusunda çok ağır ve net bir tavır alan Rusya; Türkiye ile tamamen zıt kutuplarda olarak Suriye politikasında çok büyük başarıya ulaşamaz. Ne Türkiye ne de Rusya akşamdan sabaha bilhassa Suriye ve Irak politikalarında büyük değişiklikler yapmayacaklardır ve yapmaları da mümkün değildir. Bu noktada ilişkilerin hiçbir şey olmamış gibi normalleşmesini bir günde beklemek zor olur. O yüzden ilk etapta beklenmesi gereken, en azından husumetin ortadan kalkıp iki ülkenin birbirine olan yaklaşımlarının nötr bir noktaya gelebilmesidir. Bölgede birbirinin ayağına basmadan, ama bir o kadar da ulusal politikalarından feragat etmeden izleyecekleri stratejileri başta Ortadoğu olmak üzere diğer bölgelerde de görmek mümkün olacaktır.

 

Şu an için ikili ilişkiler birden eski günlere dönmese bile; en azından husumetsiz, kavgasız bir şekle bürünmesi ve diplomatik kanalların açık kalması önemli bir hadisedir. Ayrıca belli noktalarda rezervlerini ortaya koymuş iki ülkenin birbirleriyle münasebetlerinde, bu hususlara dikkat ederek politika yapmaları bile şu an için iki ülke açısından da fayda sağlayacak bir durumdur.

 

 

 

 

 

© Copyright 2016 Burak Küntay